11 Ekim 2010 Pazartesi
Enjoy California
10 Ekim 2010 Pazar
People
20 Eylül 2010 Pazartesi
Kaçınılmaz son: Ajanda
Bütün yapraklar kahverengi ve gökyüzü gri
Sunshine in my heart
Uyandınız. Güneşli bir gün. Uzun zamandır güneşi göremediğiniz için sonunda bulutların arasından sıyrılıp size yüzünü göstermesi her zamankinden daha heyecan verici. Ah, her zaman öyle olmaz mı zaten! Sahip olduğumuz şeylerin değerini hep onları kaybedince anlamaz mıyız?
Her neyse şimdilik böyle şeyleri değiştiremeyeceğinizi bilir, hemen düşünmeyi bırakıp, 'ne olur ne olmaz, güneş gitmeden nehir kenarına ineyim, belli olmaz belki de bulutlar günlerce kıpırdamadan oturdukları yerlerine biraz çabuk dönmek isterler' der ve hazırlanmaya başlarsınız. Siyah taytınızı, ugg botlarınızı ve üzerinde California güneşi baskısı olan hoodie'nizi üzerinize geçirir, saçlarınızı küçük bir tokayla tepeden tutturur, ev arkadaşlarınıza 'hej hej' deyip çıkarsınız evden.
İlk anda soğuk şöyle bir vurur yüzünüze ama gölgeden kaçıp yolun güneşli tarafına yürüdüğünüz anda işte o tanıdık his kaplar bedeninizi! Bir anda tüm vücudunuzun küçük bir ürperti beraberinde ısınması, yüzünüzde, ellerinizde iğne iğne hissettiğiniz güneş ışınları... Burnunuz kırmızı, parmak uçlarınız soğuk değildir artık. Güneşten gözünüzü açamamak anlatılamaz bir keyif verir o anda. Güneş gözlüğü mü? Uzak dursun!
Yeşil, sarı, kırmızı ve turuncu yapraklı ağaçların oluşturduğu ormandan geçerek nehre inersiniz. O on dakikalık orman yürüyüşü Alice'i harikalar diyarına götüren çukurdan farksızdır. Küçük bir patika, derin bir sessizlik ve size kendinizi Alice'in iksiri içip küçüldüğü anki kadar küçük hissettiren uzun uzun ağaçlar yolunuza eşlik eder.
Sonunda nehir kenarına gelirsiniz. Suyun üzerinde uzun zaman sonra bulutların yansıması yerine mutluluk kaynağınız güneşin yansıması vardır. On günü aşkın süredir odanızın penceresinden izlediğiniz, iskeleye bağlı öylece sağa sola sallanmaktan başka bir şey yapmayan tekneler, şimdi sahipleriyle nehirde gezintiye çıkmışlardır. Kendinizi çimlere atarsınız. Elinizde çocukken okumuş olduğunuz ve tekrar hatırlamak, her satırdan yeni anlamlar çıkarmak için bir kez daha okumaya başladığınız kitabınız 'Sophie'nin Dünyası', kulağınızda evi hatırlatan tanıdık melodiler, güneşin o birkaç saatlik ziyaretinin tadını çıkarırsınız.
Herşey farklı görünür gözünüze. Uzun bir zamandır renklerini gri sandığınız evlerin, arabaların, parkların, bahçelerin, herşeyin aslında farklı farklı renkleri vardır. Her yer aslında rengarenktir. Çimlerin üzerinde yatan saçlarınızın gerçek rengini hatırlarsınız. Onların aslında kahverengi değil, üzerlerine vuran güneşin altında ateş kırmızısı olduklarını...
Güneş tekrar kaybolurken, ona olan hasretiniz biraz olsun yatışmıştır. Ona hoşçakal derken, tekrar gelmesini sabırsızlıkla beklediğinizi söyler, bir dahaki sefere fazla gecikmemesini tembihlersiniz. Sonra da verdiği sözü tutmasını umarak Alice'in çukurundan yukarı tırmanır, kafanızı dışarı çıkarır, günlük işlerinize geri dönersiniz.
Merhaba Stockholm
Bugün Stockholm şehriyle konuştum. İlk konuşmamızdı. Daha biz tanışmadan onun resimlerini, fotoğraflarını görmüş ondan etkilenmiştim. Uçağım yavaş yavaş şehrin üzerinde alçalıp, Stockholm gözlerimin önünde büyümeye başlayınca heyecanım daha da arttı. Birkaç dakika içerisinde neredeyse bana gözlerimi kısma ihtiyacı hissettirecek şekilde parlayan şehrin ışıkları hemen içine aldı beni. Ve buluştuk.
Stockholm ile ilk karşılaşmamız bir gece yarısı gerçekleşti. Gün henüz başlamamıştı. Oturdum bir yere. Önce sıcacık kahvemi aldım, konuşmadan önce uzun uzun düşündüm. Nasılsa sabaha kadar vaktim vardı. Sonra ona sordum:
- ‘Sevgili Stockholm’ dedim. ‘Merhaba. Az önce ben buraya gelirken çok güzel gözüküyordun. Işıl ışıldın ve benim için tamamen farklı olan evlerin, binaların ve onların şehrin etrafını sarıp sarmalayan nehirlere yansımalarından çok etkilendim. Çok güzelsin. Ama acaba bana sende aradığım mutluluğu verebilecek misin?’
Stockholm bana hemen cevap verdi.
- ‘Bu sana bağlı. Eğer seni mutlu etmemi istiyorsan bunu yapabilirim. Ama bunu gerçekten istemen gerekiyor.’
Cevap verdim.
- ‘Seninle tanışmadan kısa bir süre önce buralara çok çok uzak bir şehirde hayatımın en güzel günlerini geçirdim. Hem de ben hiçbir şey için çabalamadan, her şey kendiliğinden oluverdi. O yüzden sana karşı biraz önyargılıyım. Ya onda bulduğum şeyi sende bulamazsam?’
Stockholm pek fazla düşünmedi.
- ‘Bana karşı önyargılı olursan seni hiçbir zaman mutlu edemem ki! Hem benim sana benden beklediklerini verip veremeyeceğimi ancak benimle zaman geçirirsen anlayabilirsin. Zaman bize tüm soruların cevabını verir. Öğrenmek istiyorsan aramalısın, deneyimlemelisin. Şu anki önyargılarınla iyi ya da kötü olacağıma karar vermemelisin. Ne demişti Küçük Kara Balık yaşadığı yeri ve annesini terk edip yeni yerler görmeye, keşfetmeye giderken;
‘Denizin ne kadar büyük olduğunu ve ırmağın sonunda beni nelerin beklediğini öğrenebilmemin tek yolu yaşadığım bu küçük dereyi terk edip yola koyulmak.’
Sen de böyle yapmalısın. Bende bulduğun şeylerin senin tatmin edip edemeyeceğini ancak yaşayarak öğrenirsin. Ama bunu yaparken benden korkma, bana karşı önyargılı da olma. Çünkü senin bana yansıttığını ben de sana aynen yansıtırım. Bak, bütün etrafım sularla, nehirlerle kaplı. Büyük bir aynadan farksızım.'
- ‘Peki’ dedim Stockholm’e. ‘Ama sen de beni anlamalısın. O çok sevdiğim uzak şehirden daha yeni ayrıldım. Orayı çok özlüyorum. Sana karşı hemen orada olduğum kadar pozitif ve güleryüzlü olmamı bekleme.'
Stockholm son bir cevap verdi.
- 'Şehirler oldukları yerlerde dururlar. Senin tüm anılarını da içlerinde saklarlar. Ne zaman onları tekrar ziyaret etsen, sana hep yüzlerinde ufak bir gülümsemeyle hatırlatırlar o anılarını. Ama biliyorsun zaman hep ileriye doğru akar ve hiçbir zaman geçmişe dönemezsin. Bu yüzden o anıların geride kaldıklarına üzülmek yerine, daha güzel anılar yaratmak için çabalamalısın. Şimdi… Şu kahve dükkanında kahve ve kek satan kadına git. Oradan alışveriş yaparken ona gülümse. Sonra biraz benim insanımın sana komik gelen konuşmalarını dinle. Hemen ilerideki kabinlerden git bir haritamı al ve sana ne tür güzellikler sunabileceğimi gör. Sonra da bu havaalanından gülümseyerek dışarı çık.'
Sabah oldu. Güneş Stockholm şehri üzerinde yükselirken havaalanından dışarı çıktım. Stockholm’ün bana yapmamı söylediği her şeyi yapmış olmanın rahatlığı vardı üzerimde. Güneşli ama soğuk bir gündü. O soğuk ama taptaze havasını şöyle bir içime çektim ve ona tekrar teşekkür ettim. Stockholm’de yeni bir gün, yeni bir hayat başlamıştı benim için. Bakalım bu şehirden nasıl anılar bırakarak ayrılacaktım…
5 Eylül 2010, Arlanda Airport, Stockholm.