Bugün Stockholm şehriyle konuştum. İlk konuşmamızdı. Daha biz tanışmadan onun resimlerini, fotoğraflarını görmüş ondan etkilenmiştim. Uçağım yavaş yavaş şehrin üzerinde alçalıp, Stockholm gözlerimin önünde büyümeye başlayınca heyecanım daha da arttı. Birkaç dakika içerisinde neredeyse bana gözlerimi kısma ihtiyacı hissettirecek şekilde parlayan şehrin ışıkları hemen içine aldı beni. Ve buluştuk.
Stockholm ile ilk karşılaşmamız bir gece yarısı gerçekleşti. Gün henüz başlamamıştı. Oturdum bir yere. Önce sıcacık kahvemi aldım, konuşmadan önce uzun uzun düşündüm. Nasılsa sabaha kadar vaktim vardı. Sonra ona sordum:
- ‘Sevgili Stockholm’ dedim. ‘Merhaba. Az önce ben buraya gelirken çok güzel gözüküyordun. Işıl ışıldın ve benim için tamamen farklı olan evlerin, binaların ve onların şehrin etrafını sarıp sarmalayan nehirlere yansımalarından çok etkilendim. Çok güzelsin. Ama acaba bana sende aradığım mutluluğu verebilecek misin?’
Stockholm bana hemen cevap verdi.
- ‘Bu sana bağlı. Eğer seni mutlu etmemi istiyorsan bunu yapabilirim. Ama bunu gerçekten istemen gerekiyor.’
Cevap verdim.
- ‘Seninle tanışmadan kısa bir süre önce buralara çok çok uzak bir şehirde hayatımın en güzel günlerini geçirdim. Hem de ben hiçbir şey için çabalamadan, her şey kendiliğinden oluverdi. O yüzden sana karşı biraz önyargılıyım. Ya onda bulduğum şeyi sende bulamazsam?’
Stockholm pek fazla düşünmedi.
- ‘Bana karşı önyargılı olursan seni hiçbir zaman mutlu edemem ki! Hem benim sana benden beklediklerini verip veremeyeceğimi ancak benimle zaman geçirirsen anlayabilirsin. Zaman bize tüm soruların cevabını verir. Öğrenmek istiyorsan aramalısın, deneyimlemelisin. Şu anki önyargılarınla iyi ya da kötü olacağıma karar vermemelisin. Ne demişti Küçük Kara Balık yaşadığı yeri ve annesini terk edip yeni yerler görmeye, keşfetmeye giderken;
‘Denizin ne kadar büyük olduğunu ve ırmağın sonunda beni nelerin beklediğini öğrenebilmemin tek yolu yaşadığım bu küçük dereyi terk edip yola koyulmak.’
Sen de böyle yapmalısın. Bende bulduğun şeylerin senin tatmin edip edemeyeceğini ancak yaşayarak öğrenirsin. Ama bunu yaparken benden korkma, bana karşı önyargılı da olma. Çünkü senin bana yansıttığını ben de sana aynen yansıtırım. Bak, bütün etrafım sularla, nehirlerle kaplı. Büyük bir aynadan farksızım.'
- ‘Peki’ dedim Stockholm’e. ‘Ama sen de beni anlamalısın. O çok sevdiğim uzak şehirden daha yeni ayrıldım. Orayı çok özlüyorum. Sana karşı hemen orada olduğum kadar pozitif ve güleryüzlü olmamı bekleme.'
Stockholm son bir cevap verdi.
- 'Şehirler oldukları yerlerde dururlar. Senin tüm anılarını da içlerinde saklarlar. Ne zaman onları tekrar ziyaret etsen, sana hep yüzlerinde ufak bir gülümsemeyle hatırlatırlar o anılarını. Ama biliyorsun zaman hep ileriye doğru akar ve hiçbir zaman geçmişe dönemezsin. Bu yüzden o anıların geride kaldıklarına üzülmek yerine, daha güzel anılar yaratmak için çabalamalısın. Şimdi… Şu kahve dükkanında kahve ve kek satan kadına git. Oradan alışveriş yaparken ona gülümse. Sonra biraz benim insanımın sana komik gelen konuşmalarını dinle. Hemen ilerideki kabinlerden git bir haritamı al ve sana ne tür güzellikler sunabileceğimi gör. Sonra da bu havaalanından gülümseyerek dışarı çık.'
Sabah oldu. Güneş Stockholm şehri üzerinde yükselirken havaalanından dışarı çıktım. Stockholm’ün bana yapmamı söylediği her şeyi yapmış olmanın rahatlığı vardı üzerimde. Güneşli ama soğuk bir gündü. O soğuk ama taptaze havasını şöyle bir içime çektim ve ona tekrar teşekkür ettim. Stockholm’de yeni bir gün, yeni bir hayat başlamıştı benim için. Bakalım bu şehirden nasıl anılar bırakarak ayrılacaktım…
5 Eylül 2010, Arlanda Airport, Stockholm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder